DİHA - Dicle Haber Ajansı

Haberler

'Türkiye'de ortak yaşam için özerkliğin önü açılmalı'

 
30 Eylül
10:07 2015

ANKARA (DİHA) - Katalonya'da ayrılıkçı partilerin seçimlerden önemli bir zaferle çıkmasıyla birlikte Avrupa'da "özerklik" ve "bağımsızlık" tartışmaları bir kez daha gündeme geldi. Avrupa'da "özerklik" ve "bağımsızlık" tartışmaları demokratik bir şekilde yapılırken, Ortadoğu'da halkların birlikte yaşamasının yegane modeli olan "özerklik" ve "özyönetim" talepleri Türkiye'de ise "savaş" gerekçesi olarak görülüyor. Özerkliğin ortak bir yaşam ve daha kansız bir süreç anlamı taşıdığını vurgulayan Dr. Çetin Gürür, Türkiye'de tüm halkların çatışmasız bir ortamda birlikte yaşamasının sağlanması için "özerklik" tartışmalarının önünün açılması ve demokratik kurumların özerkliği anlatmak için daha fazla mesai harcaması gerektiğini söyledi.

İspanya'nın özerk bölgesi Katalonya'da yapılan seçimlerde "ayrılıkçı" Junts Pel Si (Birliğe Evet) ve Halkın Birliği Adayları (CUP) vekillerinin büyük bir başarı yakalamasıyla birlikte bağımsızlık tartışmaları da Avrupa'da bir kez daha gündeme geldi. Katalonya'da kurulacak yeni hükümetin bölgeyi bağımsızlık için bir referanduma götürmesi bekleniyor. Ancak, İspanya Anayasası özerklik hakkını tanımasına rağmen "ülkenin birliğine ve bölünmezliğine" vurgu yapıyor ve bağımsızlığa izin vermiyor. Buna karşın Katalonlar ise bağımsızlık gerekçelerini İspanya'nın 1977'de kabul ettiği ve herkesin kendi kaderini tayin hakkı olduğu olduğunu vurgulayan "sivil ve siyasal haklar uluslararası antlaşmasına" referans vererek gündeme getiriyor.

Katalonya'nın bağımsızlığının önünde engeller var

Katalonya'da yapılan seçim sonuçlarında bağımsızlık yanlısı Junts Pel Si adaylarının 1 milyon 611 bin, CUP adaylarının ise 340 bin oy alarak büyük bir başarı kazansa da söz konusu oyların Katalonya'daki toplam oyun yarısından daha az olması, bağımsızlık önünde önemli bir engel teşkil ediyor. Ayrıca, Avrupa Birliği'nin (AB) Katalonya'nın bağımsızlığına sıcak bakmaması ve Katalonya'nın bağımsızlığa kavuşması sonrası AB'ye yeniden başvuru yapacak olması da başka bir engel. Özerklik ve bağımsızlık konularına ilişkin akademik çalışmalarıyla tanınan Dr. Çetin Gürer de, Avrupa'daki özerk bölgelerin her zaman merkez devlet karşısında "bağımsızlığı" bir koz olarak kullandığını da hatırlatarak, Katalonya ile İspanya devleti arasında dengede ciddi bir değişiklik olmadığı sürece Katalonya'nın bağımsızlığının gerçekleşmeyeceğini görüşünde.

Türkiye 'tek-ulus' anlayışını terk etmeyen nadir ülkelerden

21. yüzyılda Avrupa'nın ortasında özerkliği olan bir bölgede "bağımsızlık", "ayrılık" tartışmaları demokratik bir çerçevede yapılırken, başta Kürt sorunu olmak üzere, Türkiye'de tüm kimlik ve sosyo-ekonomik sorunların çözümünde rol oynayacak olan "özerklik" talebi dahi hükümet tarafından "savaş" gerekçesi olarak gösteriliyor ve devlet terörüyle karşılık buluyor. Türkiye'nin iç sorunlarının kaynağı olan "tek devlet-tek ulus" anlayışını dünyada terk etmeyen nadir devletlerden biri olduğunu vurgulayan Dr. Gürer, "Dünya'da pek çok devlet bu klasik 'tek devlet-tek ulus' anlayışını terk edip kültürel ve siyasal çoğulcu bir yapıya doğru dönüşüm yaşarken, özerkliği de demokrasinin, ortak yaşamın, katılımın bir aracı olarak hayata geçiriyor. Demokrasiyi yerelden inşa etmenin, toplumu karar süreçlerine katmanın demokratik bir adımı olarak özerkliği tartışıyor" dedi. Dr. Gürer, dünyada "özerklik" konusunda önemli gelişmeler yaşanırken, Türkiye'nin Kürt sorununa, Kütlerin kolektif haklarını kullanmasına ve demokratikleşme taleplerine hala güvenlik ve askeri politikalarla yaklaşmasının birlikteliği değil, ayrışmayı kuvvetlendirdiği, toplumsal kutuplaşmayı artırdığına da belirtti.

'Özyönetime şiddetle karşılık veriyorsan Kürt sorununu nasıl çözeceksin?'

Bölgede, Halk Meclisleri tarafından ilan edilen "özyönetimlerin" bir ayrışma ve bölünmeyi hedeflemediğini söyleyen Dr. Gürer, şunları ifade etti: "Son dönemde ilan edilen özyönetimlere de aynı güvenlik refleksiyle cevap veriyor. Oysa devlet bu ilanları daha demokratik tepkilerle karşılayamaz mıydı? Karşılayabilirdi elbet. Hedefi, amacı ve niyeti ortada. Yani bunları şiddet yoluyla bastıracaksanız o zaman şunları sormak gerekiyor devlete: Kürt sorununu nasıl çözmek istiyorsunuz? Toplumsal barışı, birlikte yaşamayı, eşit yurttaşlığı, kolektif hak taleplerini hangi araçla çözmeyi düşünüyorsunuz? Öz yönetim, demokratik özerklik sizin için kalıcı bir çözümün aracı değilse, siz hangi aracı, mekanizmayı, modeli sunuyorsunuz? Düşündüğünüz model, asimilasyona uğramış, dışlanmış, yok sayılmış Kürtlerin ve diğer toplumsal kesimlerin kendini güvenle geleceğe taşımasında ne tür olanaklar sunuyor?"

'Birlikte yaşamak için özerklik tartışmalarının önü açılmalı'

Özerkliğin, birlikte yaşama ve daha kansız, çatışmasız bir süreç anlamına geldiğini vurgulayan Dr. Gürer, "Türkiye'de özerklik tartışmaları bugün maalesef ki henüz Avrupa'da liberal milliyetçi bir tartışma düzeyine dahi gelmiş değil. Demokratik özerklik Türkiye'nin tamamına önerilen bir model olduğuna göre, her bir özerk bölge eşit yetkilere mi sahip olacak? Evet ise, statü nasıl bir fark yaratacak? Bir fark yaratmayacaksa statü nasıl tanımlanmalı gibi sorular şimdiden ele alınmalıdır. Bu tartışmaların önü şimdiden açılmalıdır. Konuya ilgi duyan, Kürt meselesinin kolektif haklar, özerklik temelinde çözümünün mümkün olduğunu düşünenler, genel geçer tartışmaları bir an önce bir kenara bırakıp, asli soruları ele alan tartışmalar yürütmeli, modellemeler üzerinde çalışmalıdır" önerilerinde bulundu.

Birlikte yaşam modeli için daha fazla çalışma

Dr. Gürer, demokratik özerkliğin Türkiye'nin batısına anlatılması, burada tartışılması ve anlaşılması için özellikle HDK ve HDP'nin çok daha fazla mesai harcaması gerektiğini ifade etti. "Demokratik özerkliğin batıdaki kurucu aktörü kim?" sorusunun önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Gürer, HDK ve HDP'nin öncellikle batıya yönelik bir "özerklik komisyonu" oluşturabileceği önerisinde bulundu. Dr. Gürer, "Bu komisyon, DTK, DBP gibi kurumların komisyonlarıyla gerek çatışmalı süreçte gerekse müzakere ve çözüm sürecinde koordineli çalışabilir. Örneğin HDP/HDK 2,5 yıl süren diyalog süreci boyunca çok az çalışma yaptı. Konuyu batı kamuoyuna taşıyamadı, aktaramadı. Ve son süreçte öz yönetim ilanları karşısında hala HDP/HDK herhangi bir çalışma da başlatmış değil" değerlendirmelerinde bulundu.

'Anayasal çalışmalara yapılmalı'

"Özyönetim, demokratik özerklik, bunlar birlikte yaşamanın bir modeli olarak işlev göreceğinden daha çok çatışmasızlık ve barış dönemlerinde gündemde olmalıdır" diyen Dr. Gürer, şunları ifade etti: "Hukuki, Anayasal zeminine ilişkin çalışmalar yapılmalıdır. Örneğin dünya deneyimlerindeki statü belgeleri karşılaştırılıp incelenmeli, bunlara devletlerin kendi anayasalarında nasıl yer verdiği araştırılmalıdır. Bunlar kurucu metinlerdir. Böyle metinlerin hukuki ve anayasal yeri, önemi ortaya çıkarılmalıdır. Belki buradan demokratik özerkliğin statü talebi olmasına dair taslak metinler çıkarılabilir. Yine benzer biçimde, katılımcı ve doğrudan bir demokrasinin işlevsel olabilmesi için, halk meclislerinin, mahalle meclislerinin, yurttaş meclislerinin yasama sürecine nasıl dâhil edileceğine dair kapsamlı, uygulanabilir, modellenebilir çalışmalar yapılabilir."

(dn/mö/rp)



Paylaş

EN ÇOK OKUNANLAR